Bir kez gidenin tekrar gitmek istediği şehirler hangileri?
Bazı şehirler vardır, bir kez gidersin ama orada bir parçanı bırakırsın. Eve dönersin fakat zihnin hâlâ o sokaklarda, o kahve kokusunda, o gün batımındadır. Fotoğraflara bakarken Bir gün yine gideceğim diye düşünürsün. Çünkü bazı şehirler sadece gezilecek yerler değil, yaşanmışlık hissi bırakır. İnsan bazen bir ülkeyi değil, o şehirde hissettiği duyguyu özler. İşte bu yüzden bazı şehirler tekrar tekrar çağırır. Bu yazıda, insanların bir kez gidip tekrar gitmek istediği şehirlerin arkasındaki en önemli üç temel nedeni ele alacağız.
Bir şehri unutulmaz yapan şey yalnızca tarihi yapıları ya da ünlü meydanları değildir. Asıl iz bırakan, o şehirde yaşanan küçük ama anlamlı anlardır. Sabah erken saatlerde sokakta duyulan ayak sesleri, dar bir caddede rastlanan müzisyen, bilmediğin bir dilde edilen kısa bir sohbet… Bunlar bir şehri haritada bir nokta olmaktan çıkarır. Kişisel bir hikâyeye dönüştürür. İnsan fark etmeden o şehirle bağ kurar. Bu bağ, zaman geçtikçe bir özleme dönüşür.
Bazı şehirler insana kendini başka biri gibi hissettirir. Günlük hayatta üstüne yapışmış rollerden uzaklaşır. Daha özgür düşünmeye başlarsın. Normalde yapmayacağın şeyleri yapar. Normalde söylemeyeceğin sözleri söylersin. Bu yüzden o şehir sadece bir mekan değil, yeni bir "sen" demektir. İnsan bazen şehri değil, orada keşfettiği kendisini özler. Tekrar gitmek istemesinin nedeni de budur.
Şehirle kurulan duygusal bağ
Bir şehri unutulmaz yapan şey sadece tarihi yapıları ya da manzarası değildir. Asıl güçlü bağ, o şehirle kurulan duygusal ilişkidir. İnsan bazen bir meydanı değil, o meydanda yaşadığı anı hatırlar. İlk yalnız seyahatini yaptığın şehir, kendini özgür hissettiğin sokaklar ya da hiç tanımadığın biriyle uzun bir sohbet ettiğin küçük bir kafe… Bunlar şehri sıradanlıktan çıkarır ve ona kişisel bir anlam yükler.
Bir şehirle bağ kurmak, bir insanla bağ kurmaya benzer. İlk tanışmada etkilenirsin, zamanla alışır ve sonra özlersin. Paris’i romantik yapan sadece Eyfel Kulesi değildir. Orada yürürken hissettiğin hafifliktir. İstanbul’u vazgeçilmez kılan sadece tarihi değil, karmaşanın içindeki canlılıktır. Tokyo’yu özel yapan teknoloji değil, düzen ile gelenek arasındaki tuhaf uyumdur.
Bu bağ çoğu zaman bilinçli oluşmaz. İnsan bir sabah uyanır ve fark eder ki aklı hâlâ o şehirde kalmıştır. Çünkü şehir, insanın iç dünyasına dokunmuştur. İşte bu noktada seyahat bir gezi olmaktan çıkar, hatıralarla örülmüş bir bağa dönüşür.
Atmosfer, lezzet ve yaşam hissi
Bir şehrin insanı geri çağırmasının en güçlü nedenlerinden biri atmosferidir. Atmosfer dediğimiz şey sadece hava durumu değildir. Sokakların ritmi, insanların yürüyüşü, sesler, kokular ve hatta ışığın binalara vurma şeklidir. Bazı şehirlerde hayat hızlı akar, bazı şehirlerde ise zaman yavaşlar. İnsan hangi ritimde kendini iyi hissediyorsa, o şehir aklında yer eder.
Lezzet de bu atmosferin önemli bir parçasıdır. Bazen bir şehri bir yemekle hatırlarsın. Roma deyince pizza kokusu, Tokyo deyince ramen, İstanbul deyince balık ekmek gelir akla. Tatlar hafızada iz bırakır. Çünkü yemek sadece karın doyurmaz, anıyı besler. Bir şehirde yediğin basit bir sokak yemeği bile yıllar sonra, o şehri özlemene neden olabilir.
Yaşam hissi ise tüm bunların birleşimidir. İnsan bir şehirde kendini rahat, güvende ve ait hissediyorsa, oraya tekrar gitmek ister. İzmir’in rahatlığı, Barcelona’nın enerjisi, Bali’nin sakinliği farklı insanlara hitap eder.
Aslında şehirler insanın ruh haline ayna tutar. Kimi şehir insanı dinlendirir, kimi şehir harekete geçirir. Bu yüzden tekrar gidilmek istenen şehirler çoğu zaman kişinin iç dünyasıyla uyum sağlayan şehirlerdir.
Kişisel hikâyeler ve zamanla değişen tercihler
Herkesin tekrar gitmek istediği şehir listesi farklıdır. Bunun nedeni şehirlerin değil, insanların farklı olmasıdır. Aynı şehre giden iki kişi bambaşka şeyler yaşayabilir. Biri orada aşık olur, diğeri yalnızlığını keşfeder. Biri eğlenir, diğeri huzur bulur. Şehir aynı şehir olsa da hikâye değişir.
Zaman da bu tercihi etkiler. Gençken daha hareketli ve kalabalık şehirler çekici gelir. New York gibi hiç uyumayan şehirler heyecan verir. Ama yaş ilerledikçe daha sakin ve huzurlu yerler öne çıkar. Kapadokya’nın sessizliği, Bali’nin doğası ya da küçük sahil kasabalarının dinginliği daha anlamlı olur.
İnsan değiştikçe şehir algısı da değişir. Bir zamanlar sıkıcı gelen bir yer, başka bir dönemde huzurun adresi olabilir. Bu yüzden "en güzel şehir" diye tek bir cevap yoktur. En güzel şehir, insanın o dönemdeki ruh haline en iyi uyum sağlayan şehirdir.
Aslında insan bir şehre tekrar gitmek istediğinde, biraz da geçmişteki kendisine dönmek ister. O anki heyecanı, o zamanki düşüncelerini, o eski halini yeniden yaşamak ister. Şehir bu anlamda bir hatıra kapısıdır. Kapıyı açtığında sadece sokakları değil, kendi geçmişini de görür.
initalist.com

Amazonun Önemli Yatırım Başarısızlıkları
Başarı için Kendinize Gerçeği Söylemeyi Öğrenin
Kendi İşinizi Kurmak İçin Bilmeniz Gerekenler
Hayatınızı Değiştirecek 10 Faydalı Alışkanlık
Adım Adım E-Ticaret İşine Başlama Rehberi
Satış Planı - İşletmeler İçin Vazgeçilmez Bir Strateji
Microsoft Neden Skypeı Kapatıyor?
Gayrimenkul sahibi olmanın farklı yolları