Finansal piyasalar reel ekonomiden tamamen koptu mu?
Artık sıkça karşılaştığımız bir tablo var. Market fiyatları yükseliyor, insanlar geçim sıkıntısı yaşıyor, kiralar artıyor ve iş bulmak zorlaşıyor. Buna karşın borsalar rekor seviyelere ulaşıyor. Finansal piyasalarda yükseliş haberleri duyuluyor. Bu durum birçok kişinin kafasını karıştırıyor. Günlük hayatta ekonomik zorluklar hissedilirken, finansal piyasalarda nasıl olur da bu kadar iyimser bir tablo oluşur? Bu çelişki, toplumda ciddi bir güvensizlik ve belirsizlik duygusu yaratıyor.
İnsanlar kendi yaşam koşullarına bakarak ekonominin kötüye gittiğini düşünürken, finansal göstergelerin olumlu görünmesi doğal olarak soru işaretleri doğuruyor. Maaşlar artmazken harcamalar çoğalıyor, işletmeler maliyetlerle mücadele ediyor. Küçük esnaf ayakta kalmakta zorlanıyor. Buna rağmen hisse senedi piyasalarında değer artışları yaşanması, finansal dünya ile reel hayat arasında bir mesafe oluştuğu hissini güçlendiriyor.
Finansal piyasalar gerçekten reel ekonomiden kopmuş mudur, yoksa bu sadece geçici bir algı mıdır? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü finansal piyasalar ve reel ekonomi aynı sistemin parçaları olsa da farklı hızlarda ve farklı mantıklarla hareket eder. Biri geleceğe yönelik beklentilerle şekillenirken, diğeri bugünkü üretim ve tüketim koşullarına bağlıdır. Bu fark, zaman zaman ciddi bir uyumsuzluk görüntüsü yaratır.
Finansal piyasalar ile reel ekonomi arasındaki kopukluk neden hissediliyor?
Artlk merkez bankaları piyasaya çok büyük miktarda para verdi. Ancak bu para doğrudan üretime, fabrikalara veya çalışanların gelirine yönelmedi. Daha çok hisse senedi, tahvil ve gayrimenkul gibi finansal alanlara aktı. Bu nedenle finansal varlıkların fiyatı hızla yükseldi fakat insanların maaşı ve alım gücü aynı oranda artmadı. Bu durum, finansal piyasalar ile günlük hayat arasında bir mesafe oluşmasına neden oldu.
Pandemi, savaşlar ve enerji krizleri reel ekonomiyi daha ağır etkiledi. Üretim yavaşladı, küçük işletmeler zorlandı. İşsizlik arttı ve maliyetler yükseldi. İnsanlar geçim sıkıntısı yaşarken finansal piyasalar bu sorunları kısa sürede fiyatladı ve yükselmeye devam etti. Bu tablo, toplumda finans dünyasının gerçek hayattan uzaklaştığı düşüncesini güçlendirdi.
Reel ekonomi toparlanmaya çalışırken borsanın yükselmesi birçok kişide şu algıyı oluşturdu: Finansal piyasalar farklı bir yerde, insanlar farklı bir yerde yaşıyor. Aslında yaşanan şey, paranın yönünün değişmesi ve ekonomik sorunların etkisinin toplumda daha net hissedilmesidir. Bu yüzden kopukluk duygusu ortaya çıkmaktadır.
Finansal piyasalar gerçekten reel ekonomiden tamamen koptu mu?
Finansal piyasalar hâlâ şirketlerin kârına, faiz oranlarına ve genel ekonomik büyümeye bağlıdır. Bir şirket uzun süre zarar ederse, bunun hisse fiyatına yansıması kaçınılmaz olur. Bu nedenle finansal piyasalar ile reel ekonomi arasındaki bağ tamamen kopmuş değildir. Ancak bu bağ eskisi kadar açık ve net görünmemektedir.
Bugün finansal piyasalar daha çok geleceğe odaklanmaktadır. Bir şirket şu anda zarar edebilir. Ama ileride kâr edeceği düşünülüyorsa, hissesi değer kazanabilmektedir. Bu durum, bugünkü ekonomik koşullarla piyasa hareketleri arasında fark oluşmasına yol açmaktadır.
Reel ekonomi bugünü yaşar. İnsanlar maaşlarını, faturalarını ve günlük harcamalarını bugünkü şartlara göre değerlendirir. Finansal piyasalar ise 6 ay ya da 1 yıl sonrasını dikkate alarak fiyatlama yapar. Bu zaman farkı, iki alan arasında kopukluk varmış gibi bir algı oluşturur. Aslında yaşanan şey, aynı ekonominin farklı zamanlara odaklanan iki yüzüdür.
Bireysel yatırımcı bu ortamda nasıl davranmalı?
Bireysel yatırımcı için en önemli konu, gerçek ekonomiyi göz ardı etmemektir. Sosyal medyada dolaşan söylentiler, kısa vadeli yükselişler ve dedikodular insanı kolayca yanlış yönlendirebilir. Bir hisse yükseliyor diye hemen yatırım yapmak yerine bazı temel sorular sorulmalıdır: Bu şirket gerçekten üretim yapıyor mu, satışları düzenli mi, borcu kontrol altında mı? Bu sorulara net cevap verilemiyorsa yapılan yatırım sağlıklı değildir.
Gerçek değer üretimden gelir. Sadece kağıt üzerinde büyüyen ve gerçek faaliyetle desteklenmeyen kazançlar kalıcı olmaz. Bu nedenle yatırımcı, rakamlara değil şirketin gerçek gücüne bakmalıdır.
Sabırlı olmak da çok gereklidir. Finansal piyasalar kısa sürede hızlı hareketler gösterebilir. Panikle alım satım yapanlar genellikle zarar eder. Uzun vadeli düşünen ve planına sadık kalan yatırımcı ise daha sağlıklı sonuç alır. Bireysel yatırımcı için amaç hızlı zengin olmak değil, düzenli ve sürdürülebilir bir yol izlemektir. Duygularla hareket etmek yerine akılcı ve sakin kararlar almak, bu ortamda en doğru davranış olacaktır.
initalist.com

Amazonun Önemli Yatırım Başarısızlıkları
Başarı için Kendinize Gerçeği Söylemeyi Öğrenin
Kendi İşinizi Kurmak İçin Bilmeniz Gerekenler
Bütçenizi Sarsmadan BAE-yi Keşfetmenin 5 Yolu
Hayatınızı Değiştirecek 10 Faydalı Alışkanlık
Satış Planı - İşletmeler İçin Vazgeçilmez Bir Strateji
Tokyoda Mutlaka Ziyaret Edilmesi Gereken Yerler
Gayrimenkul sahibi olmanın farklı yolları